Doç. Dr. Şafak Nakajima ÖLÜM VE MATEM ÜZERİNE…

Kasım 21st, 2013

Yoksul bir kadının, bin bir güçlükle büyüttüğü biricik evladı hastalanıp ölür.

Kadıncağız bu ölümü kabullenemez. İsyan eder.

Gözyaşları sel olur, ağıtları yürek parçalar.

Yakınındaki herkes çok üzgündür ama ellerinden bir şey gelmez.

Bir komşusu kadına, köyün yaşlı bilgesine danışmasını söyler.

Kadın, bilgenin kapısını çalar ve ondan, evladını hayata döndürecek bir çare, bir ilaç ister.

Yaşlı adam, ona yardım edebileceğini ama gereken ilacı yapmak için bir şartın olduğunu söyler.

Kederli kadına, tahta bir kâse verir ve ona:

”İlacı yapabilmem için, bu kâseyi, hiçbir yakını ölmemiş, hiç kimsesini kaybetmemiş bir ailenin evinden alacağın pirinçle doldurup bana getir!” der.

Kadın, umutlu bir telaşla ilk kapıyı çalar. Evin sahibi:

-Keşke sana yardım edebilsem, ama geçen yıl babam öldü, der.

İkinci kapının arkasındaki matemli ses, kocasını bir hafta önce toprağa verdiğini anlatır.

Kiminin dedesi ölmüştür, kiminin annesi. Evladını yitirenler de vardır aralarında, ağabeylerini, kardeşlerini de.

Kadın, eli boş, yaşlı adamın evine geri döner…

Yaşlı adam, kadına şunları söyler:

-Kederin çok büyük, bu acıyı yaşayacaksın! Ama gördün ki, ölüm, hayatın bir gerçeği. Ondan ve onun mateminden kaçmanın bir yolu yok. Şimdi evine dön ve bu gerçeğin, metanetle içine sinmesine izin ver!

………

Hayatın geçici ve ölümün biz de dâhil, herkes için kaçılmaz olduğunu bildiğimizi zannederiz.

Zannederiz diyorum; çünkü bu gerçeği hakikaten biliyor olsaydık, sevdiklerimizle buluşmayı bu kadar çok ertelemez, onlarla geçirdiğimiz anları, kavga ve gürültü ya da kayıtsızlıkla ziyan etmezdik.

O görüşmenin, belki de son görüşmemiz olacağı gerçeğiyle hareket eder ve birbirimize özenle yaklaşırdık.

Onlarla sevgimizi cömertçe paylaşır, ellerini bir an olsun bırakamazdık.

Pişmanlıklara yer kalmazdı hayatta!

Oysa hepimiz, ölüm yokmuş gibi yaşıyoruz.

Sevdiklerimizi mutlaka bir kez daha göreceğimizi, yapmak isteyip de tembellik edip yapmadıklarımızı bir gün gelip yapacağımızı zannederek, düşünmeden ve özensizce akıp gidiyoruz hayatın içinden…

Ölüm, böylesine bilincimiz dışında tuttuğumuz bir gerçek olduğu içindir ki, onun karşısında çok büyük bir şok yaşıyor, inanamıyor ve acısıyla başa çıkamıyoruz.

Bugün sizleri, ölüm ve matem üzerine düşünmeye davet edeceğim.

Bunu biraz, yaşamın ve sevdiklerinizin değerinin farkına daha çok varmanız için, biraz da, belki halen yaşadığınız veya gelecekte yaşayabileceğiniz matem süreçlerini anlamanız ve anlamlandırabilmeniz için yapacağım.

Yazı, her tür dini inanç veya inançsızlık çizgisinde, tüm insanlara yönelik yazılmıştır ve ölüm olgusuyla daha anlamlı ve sağlıklı başa çıkmanın yollarını anlatmaktadır.

Umarım, bu bilgiler, yakın zamanda hiç birimize gerekli olmaz!

Matemi Anlamak:

Ölüm, çok güçlü bir sarsıntıdır ve insanın içinde muazzam bir anafor yaratır. Anaforun diğer adı girdaptır. Girdap, suyun hızla dairevi bir döngüye girip ortasında bir boşluk bırakması ve bu boşluğa düşen her şeyi, hızla en dibe çekmesidir.

Ölümü izleyen ilk birkaç gün içinde, yitirilen insan, hayatın merkezindedir.

Ama bir süre sonra, kendi acımız o girdabın göbeğini oluşturur ve bize ait her şeyi dibe çekmeye başlar.

Neşe, sevinç, coşku, hayata dair umut, bedensel güç, iştah, uyku, kısaca her şey, artık girdabın insafına terk edilmiştir.

Oradan hiç çıkılamazmış gibi gelir insana.

Bu girdaba kapılma ve sonra da çıkma şiddeti ve süresi kişiden kişiye değişir.

Kimi insan birkaç günde günlük hayatına dönebilirken, bazıları için bu süre, aylar ve hatta yıllarla ölçülür.

Kuşkusuz, yitirilen insanın yakınlık derecesi, o insanın hayatımızda oynadığı rol, ölümden sonra değişen yaşam koşulları, ölenin yaşı ve ölüm biçimi de bu süreci belirlemede önemli rol oynar.

Kaza, cinayet ve intihar, ölüm acısının yanı sıra, ölüm biçimi nedeniyle de yakınlara büyük şok ve travma yaşatır.

Araştırmalar, yakınlarını kaybedenlerin %33 ile 50’sinin, birkaç hafta içinde günlük hayata geri dönebilecek duruma geldiklerini gösteriyor.

Yaklaşık % 10’luk bir kesim ise, bir yıldan daha uzun süreyle derin matem yaşamaya devam ediyor.

Ölüm Karşısında Ne Yapabiliriz?

Kaybımızın ardından yapabileceğimiz bazı şeyler, bu matem sürecini daha sağlıklı ve anlamlı geçirmemize yardımcı olabilir.

Yazının girişindeki öykü, çok evrensel bir gerçekliğe işaret ederken, aslında ölüm karşısında ilk yapmamız gereken şeyin ne olduğunu da bize göstermektedir:

1. Kaçınılmaz olanı kabul etmek!

Bu elbette, söylenmesi kolay ve yapması en zor şeydir ama aynı zamanda, ölümü metanetle karşılamanın ve öleni onurla yad etmenin tek yoludur. Ölüm evrensel bir gerçektir ve hiç kimse için, ondan kaçmanın bir yolu yoktur. Bu acıyı yaşama sırası, bu kez bizdedir yalnızca!

2. Duyguların farkına varmak!

Duyguları ne bastırmak, ne de ölümün hak ettiği sessizliğe gölge düşürecek biçimde abartılı biçimde ortaya koymak gerekir. Ağlamak çok doğaldır. Etrafımızdakilerin bunu engelleme çabalarını nazik bir biçimde geri çevirme hakkına sahibiz. Olduğumuzdan daha fazla güçlü görünmek zorunda değiliz.

3. Desteği reddetmemek, gerektiğinde talep etmek!

Günlük yorucu sorumluluklarımızı, bir süre için omzumuzdan almak isteyenlerin samimi önerilerini kabul etmeli, gerekiyorsa yakınlarımızdan yardım talep edebilmeliyiz.

4. Günlük sorumluluklarımızı yerine getirmek!

Öz bakımımızdan (yemek, vücut bakımı, uyku), etrafımızda bize ihtiyacı olan insanlara olan sorumluluklarımıza kadar her alanda, yapmamız gerekenleri yapmaya en kısa sürede başlamak, acımızın yıkıcı bir hal almasını engelleyeceği gibi, iyileşme hızımızı da arttırır.

5. Ölenin, yaşamın bize bir armağanı olduğu gerçeğini unutmamak!

Yitirmekle acı duyduğumuz her insan, bizim yaşamımızda güzel ve olumlu bir iz bırakmış demektir. Onu ve onunla geçen süreyi, çok kısa sürmüş bile olsa, güzel bir armağan olarak kabul edip bunun için şükran duymayı başarmak, yitirdiğimiz insanı anmanın, belki de en anlamlı şeklidir.

6. Yitirdiğimiz insana bir mektup veya onunla ilgili bir yazı yazmak!

Yazmak, o insanla olan anılarımızın bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçmesini, en güzel anıların yeniden yaşanmasını sağlar. Bir ödül olarak da, söylenmesi gerekenlerin ve sevginin kağıda dökülmesiyle, geride kalana büyük bir huzur yaşatır.

Yakın bir zamanda yitirdiğim teyzem için yazdığım anma yazısı, benim için çok değerlidir. Ona, yeniden ulaşmanın bir yolu olmuştur benim için adeta.

Elveda Güzel Kadın

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=699826106698604&set=a.656522597695622.1073741828.633864736628075&type=1&theater

7. İniş çıkışların olabileceğini kabul etmek!

Ölüm, bizim yaşam hikâyemizi değiştirir. Sarsıcıdır. Bizi kendi ölümlülüğümüzle yüzleştirir. Yalnızlaştırır. Bazen ciddi sosyal ve ekonomik zorluklara sürükler. Tüm bunlar, Herkülvari bir güç gerektirir, başa çıkmak için. Bazı günler güçlü, bazı günlerse kendimizi tamamen mahvolmuş ve çaresiz hissedebiliriz. Bu durumun doğal ama geçici olduğunu unutmamalıyız.

Eğer derin matemimiz, hayatımızı ve sağlığımızı çok yoğun etkiliyor ve birkaç aydan daha uzun bir süredir devam ediyorsa, bu konuda destek almamız gerekli olabilir.

Herkesin ölümle başa çıkma yolu farklıdır elbette.

Ama sanırım en önemli şey, hayatı ve ölümü, hep farkındalık ve bilinçle yaşamak!

Kaybımızı, onurla anmak!

Eğer mümkünse, kaybettiğimiz insanın ışığının yanmaya devam etmesini sağlamak!

1912 yılında Titanik gemisi yola çıktığında, içinde, Harry Elkins Widener’da vardır.

Harry, 27 yaşında, kitap aşığı muazzam bir okur ve Harvard Üniversitesi mezunu, pırıl pırıl bir genç adamdır.

Londra’ya da kitap almak üzere gitmiş, anne ve babasıyla beraber ülkesine geri dönmektedir.

Titanik battığı sırada, çok az sayıda kurtarma botundan birine annesini güçlükle bindirir. Kendisi ve babası ne yazık ki, yeterli kurtarma botu olmadığından, geminin batmasıyla birlikte, yaşamlarını yitirirler.

Oğluna çok büyük bir sevgi ve saygı besleyen annesi, onun ölümünden sonra, üç bin kitaplık koleksiyonunu Harvard Üniversitesi’ne bağışlar.

Fakat üniversitenin kitapları yerleştirecek bir kütüphanesi yoktur.

Onun üzerine annesi, üniversiteye, bir kütüphane inşa etmesi için büyük bir bağış yapar.

Böylelikle, bugün dünyanın en büyük kütüphanesine sahip olan Harvard Üniversitesi’nin, kütüphane merkezi olan ve eşsiz orijinal kitaplar barındıran Widener Kütüphanesi kurulur.

Bizlerin çoğumuzun, bu kadar büyük ve kalıcı eserlerle sevdiklerimizin anılarını yaşatma imkânımız elbette yok!

Ama onlar adına anlamlı insani yardımlar ve gönüllü hizmetler yapabiliriz.

Sevdiğimiz birini yitirdiğimizde, o bir anda gitmez.

Yavaş yavaş gider…

Önce haber alamaz oluruz…

Sonra yastığındaki, giderek evdeki kokusu kaybolur…

Gerçek manada kaybı ise ancak, zihnimizdeki kaybıyla yani unutulmasıyla mümkündür…

Onları, zihinlerde ve gönüllerde en güzel şekilde yaşatmamız demek, ışıklarının hala yanıyor olması demektir…

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Yoruma kapalı.