Evrensel Yasa Tekrar Doğuş BEDEN RUH İÇİN BİR ARAÇTIR

Mayıs 20th, 2012

Bedenlenmenin amacı, maddeyi tekamül ettirmektir. Beden bunun için bir araçtır. Bedeni bir otobüs, tren ya da vapura benzetebiliriz. Gitmemiz gereken uzak bir yer vardır ve bir araca ihtiyaç duyarız. Uygun aracı seçip gideceğimiz yere gider ve vardığımızda araçtan ineriz. İşte beden de böyledir bizlere sadece tekamül yolculuğumuzun bir kısmında eşlik eder.
Beden Ruh için bir araçtır. Ruhun madde ile bağlantıya girmesinden insan meydana gelir. İnsan Ruh ve Maddeden yani bedenden meydana gelmiştir. Ruh ve Beden, bir kumaşın tersi ve yüzü gibi bir bütünlük içindedir. İnsan bu nedenle hem maddesel, hem de ruhsal özellik taşır. İnsanın üstün ve hakim yönü ruhtur; Devamını Oku »

Mayıs 19th, 2012

Hayatınıza giren her şeyi, kendinize çeken siz kendinizsiniz.
Bunu, zihninizde tuttuğunuz imgelerin erdemiyle,
düşüncelerinizle yapıyor; zihninizden geçirdiklerinizi
kendinize çekiyorsunuz.
“Sahip olduğunuz her düşünce nesnel bir
gerçeklik; bir kuvvettir.”

Panayot Edvırt Yorgiadis

MUTLAK KOZMİK YAPIDA VARLIĞIN YERİ ve YÜKSEK BİLİNCE VARIŞ

Mayıs 18th, 2012

Yaşamımızda varoluş amacımız; tüm bağımlılık tuzaklarından, ebeveynlerimizden bilinçli veya duyusal olarak edindiğimiz kabul veya redlerden, sınırsız ruhumuzu sınırlayan inanç kalıplarımızdan tamamen özgürleşerek içimizdeki TANRISAL’ ı ortaya çıkarma yolculuğudur.

Bu yolculuğa daha başlarken zaten TAM yeterli, değerli ve saf sevgi varlığı olduğumuzu bize unutturan yukarıda saydığım sınırlayıcılıklar ve bağımlılık tuzakları iki yakın arkadaş EGO ve ZİHİN ile desteklenerek fark edildiklerinde ve daha yüksek bilinç seviyesine kendimizi taşıdığımızda kolayca kayboluyorlar adım adım…

Aslında kozmik bilincin bize Dünya sahnesinde gösterime sunduğu bu tiyatronun başrol oyuncusu olma şerefini bahşettiği ve bir sufle verip bize ” Senoryadaki rolü oynarken kimliğini hatırla ki rolü daha layığıyla oyna” dediğini pekala biliyoruz derinde ama üzeri o kadar kalın inanç şilteleriyle kapalı ki zihin o kadar gürültücü ki çoğunlukla onun sesini duyamıyoruz bile…Bu ancak bilinçli çalışmayla mümkün oluyor.

Şimdi Yüksek Bilincime ulaşmak için 12 Adımı atıyorum… Devamını Oku »

DENGE

Mayıs 10th, 2012

Kendini dengeye getirmeye çalışıyorsun…
İçinde;
zamansız ortaya çıkan öfkeler var,
bastırmaya çalışsan da faydası olmayan kederler…

Kızgınlıkların var, affetmenin erdem olduğunu bilen parçana inat…
İçinde isyan çığlıkları atan,
içinde ağlayan bir çocuk var,
geçmişin kırılmışlıklarını
ne yaparsan yap, unutamayan… Devamını Oku »

YAŞADIGINIZ HER GÜNDEN HAYATA DAİR BİR DERS ALIN

Mayıs 10th, 2012

Bazen birileri hayatınıza girer ve onların orada olmalarının, sizin bazı amaçlarınıza hizmet etmeleri, size ders vermeleri veya kim olduğunuz ya da kim olmak istediğiniz konusunda size yardım etmeleri demek olduğunu kesinlikle bilirsiniz.

Bu kişilerin kim olabileceklerini asla b…ileme…zsiniz – bir oda arkadaşı, bir profesör, bir arkadaş, bir sevgili ya da tamamen yabancı biri – ama gözleriniz onlarla kilitlendiğinde, işte o an hayatınızı çok derin bir şekilde etkileyeceklerini bilirsiniz.

Bazen, başınıza gelen şeyler ilk başta korkunç, acı verici ve adaletsizce görünebilir ama sonraları aksine o engelleri aşmadan potansiyelinizin, gücünüzün, iradenizin ve yüreğinizin asla farkına varamayacağınızı anlarsınız. Devamını Oku »

Evlilikler ve ilişki üzerine (Çoğu kişinin kendini görebileceği) kısa bir FARKINDALIK. -P’taah-

Mayıs 8th, 2012

İki insan evlilik ya da benzeri bir ilişki içinde bir araya geldiklerinde ve sadakat yemini ettiklerinde, daha sonra bu sadakat, çoğunlukla suçluluk veya görev duygusuyla sürdürülür. Görevin nasıl ağır bir yük,nasıl bir içerleme nedeni haline geldiğini daha önce de söylemiştik. Öyleyse, söyleyeceğimiz, bir ilişkinin gerçekten yürekten geldiği zaman sevinç yolu olacağıdır. Bir ilişki sorunlu bir bağ haline geldiği ve orada artık gerçekten gönül bulunmadığı zaman, bu sadece cinselliğe değil, tüm veçhelere yansır. Cinselliğinizi Nasıl kullandığınıza bakın. Cinselliği iç sıkıntısından kurtulmak için mi?, hayatınız artık heyecandan yoksun olduğu için bir heyecan yaratmak niyetiyle mi kullanıyorsunuz; yoksa onu, çekiciliğinizden, yani bir başkasının ilgisine, sevgisine ya da sizi arzulamasına ne kadar layık olduğunuzdan kuşku duyuduğunuz için bir kanıt arama niyetiyle mi kullanıyorsunuz -ne dediğimiz anlıyor musunuz? Bu o zaman gerçekten gönülden gelen bir sevinç ifadesi değildir, bu korkudan Devamını Oku »

VARSAYIMDA BULUNMAYIN

Mayıs 4th, 2012

Olmuş ve olacaklar hakkında varsayımlarda bulunmak, yaşamayı engeller ve enerjiyi tüketir. Bu durum en çok belirsizlikler karşısında yaşanır. Varsayım, herşeyi kişisel algılamak, dünyanın merkezine kendimizi oturtmak ve kişisel önemi abartmak sonucu oluşur.

Örneğin sevdiğiniz kişi (anneniz, sevgiliniz) sizi aramadı. Burada tetiklenen varsayımlar, “benden sıkıldı, kurtulmak istiyor, bana kızgın” diye başlar ve “ben değersizim” e kadar uzanan bir sürü varsayım silsilesi ile kendimize yeni zehirli anlaşmalar yapmamıza neden olur. Oysa yukarıdaki durumda bir sürü başka varsayım da mümkündür: “düşünmek istiyor, zaman istiyor, böylesi en iyiysi, yalnız kalmaya ihtiyacı vardır, benim dışımda bir sorunu vardır, bana kıymet vermiyorsa kendi bilir, canı isterse” … Yine de en iyisi hiç varsayıomda bulunmamaktır. Çünkü evrenin merkezi biz değiliz.

Hayvanlar, hataları yüzünden ceza çekerler, ama sadece bir kez… İnsansa, her olumsuz algıladığı durumda, geçmiş hatalarını kendine hatırlatarak yeniden yeniden ceza çeker ve kendini suçlar. Zaten Toltekler de “kendine acımanın” altını kazıdıklarında, “kendine aşırı önem vermeyi” bulmuşlardır.

alıntıdır…

HİSLER

Mayıs 4th, 2012
Eğer gününüz olumsuz istenmeyen hislerle doluysa, sadece bir tedavi vardır. Geldiklerinde, onları seçin. Neden, nasıl diye sormayın, onlarla savaşmayın ve onlara sahip olduğunuz için hiçbir zaman cesaretinizi kaybetmeyin.
Fakat en önemlisi hisleriniz için bir başkasını suçlamayın. Suçluyorsanız, bir kurban olmayı seçiyorsunuz demektir. Hisler geldiğinde, çok büyük rahatsız edici hisler bile olsa, “Bu hissi seçiyorum” deyin ve geçmişte düşündüğünüz veya yaptığınız bir şey, öğrendiğiniz belli bir inanış veya tehdit edilen bir bağımlılığınız nedeniyle geldiğini bilin. Seçim, hisleri istediğiniz anlamına gelmez ancak onlar için sorumluluk almak anlamına gelir.

Ve işte bu kendinizin efendisi olmaktır.
Duygularınızı iyileştirmenin ve çözümlemenin ilk adımıdır. Fakat sadece ilk adım. Bunu bugün deneyin ve sonra kendinize bir sonraki adımın ne olabileceğini sorun. Eğer gerçekten bilmek isterseniz, bileceksiniz!

BRAHMA KUMARIS

Çocukları sakın aşağılamayın

Mayıs 2nd, 2012

Çocukları sakın aşağılamayın
Uzmanlar,çocuklara aşağılayıcı davranmanın, beynin hem yapısında hem işlevinde olumsuz değişimler yarattığına, bunların yetişkinlikte anksiyete, depresyon, şizofreni, kişilik bozuklukları ve intihar riski ile ilişkisinin olduğuna dikkat çekiyor ve ebeveynleri uyarıyor.

Çocukluk döneminde gerçekleşen aşağılayıcı davranışlar ve istismarlar beynin yapısını ve işlevini değiştirebilir ve anksiyeteden intihara kadar birçok sorunun riskini artırabilir. Uzmanlar, “Sen aptalsın”, “Asla bir baltaya sap olamayacaksın”, “Neden biraz kuzenin gibi olamıyorsun!” benzeri ebeveynlerin ifadelerinin, beyin hücrelerini azalttığına dair araştırmalar olduğuna dikkat çekip, çocuklarına aşağılayan tarzda yaklaşan ebeveynleri uyarıyor. Devamını Oku »

KEMİK ERİMESİNE KARŞI, DOĞAL BİR ÇÖZÜM…

Nisan 30th, 2012

Yıllarca yoğun kemik erimesi tedavisi görürken, devlet bunun ilaçlarını vermeme kararı aldı biz emeklilere.

Bu arada ben yoğurdu çok çok sevdiğim için ve rejim olsun diye her akşam yemek yerine bir kase yoğurt yemeye başladım.

Ancak öylece yemek değil; içine bir avuçta çok sevdiğim naneden ve biraz da z.yağı ile pul biber koyarak ve içine bir de peksimet doğrayarak.

Geçen sene kemik ölçümü için verilen tarihte dispansere gidip tahlil ve mr’ larımın çekiminden sonra doktor, kemik erimesinin sızıntıya dönüştüğü yani hızlı erimenin neredeyse durur gibi olduğunu söyledi ve bana ne kullandığımı sordu, ben de hiçbir şey sadece bol naneyle karışık yoğurtyediğimi söyledim; Devamını Oku »

** Kendini Gerçekleştirmiş İnsan Modeli **

Nisan 30th, 2012

1- Bu insanlar, yaşamın her yönünü severler, şikâyet etmekle ya da olayların daha değişik olmasını istemekle vakit kaybetmezler.

2- Bağımsızlıklarına çok düşkündürler. Aileye güçlü bir sevgi ve bağlılık duymalarına rağmen, ilişkilerinde bağımsız olmaya özen gösterirler.

3- Sevgi anlayışları, sevdiklerine hiçbir değeri zorla kabul ettirmemeyi gerektirir.

4- Onay aramak gereksinimleri yoktur. Övgü ve ödül talep etmezler.

5- Çok açık ve dürüst konuşurlar, çünkü vermek istedikleri mesajları, başkalarını memnun etmek için dikkatli sözcükler arkasına gizlemezler.

6- Gülmeyi ve başkalarını güldürmeyi iyi bilirler. Devamını Oku »

Reenkarnasyon yoksa Allah’ın adaleti de yok

Nisan 29th, 2012

Size gelip çatan her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir.” Şura 30.

Örnek olarak bir çocuğun sakat dünyaya gelmesi bu Kur’an ayetine göre kendisini yüzünden olabilir mi? İyi de kundaktaki sakat çocuğun hiçbir kötülük sergilemeden, kötülük yapmaya imkan dahi bulamadan başına gelen musibet (o kişi ileride bunu musibet yani sıkıntı-felaket olarak kabul ederse) nasıl kendisini yüzünden olabilir? Kur’an’ı düşünmeden mantık süzgecinden geçirmeden okuyanlar ya İslam nakil dinidir, herşeyi Allah bilir deyip körükörüne inanırlar ya da benim yıllarca önce ilk başta yaptığım gibi “yahu bu ne biçim şey” (haşa) derler.

İnananlar için İlahi Adalet var mıdır? Elbette ki inananlar açısından İlahi Adalet olmalıdır, yoksa inanç olmaz. Allah’ın çizdiği yolda çelişki olabilir mi? Olmamalıdır, yoksa inanç olmaz. Kendimize soralım, örneğin doğum sonrası hemen ölen bir bebek günah işlemeye fırsatı olmadığından cennete gidecekse, buna karşılık 10 yıllarca yaşayanlar ister istemez işledikleri günahlar yüzünden cennete gidemeyeceklerse bunun neresine adil ilahi düzen denebilir? Cennet-cehenneme inanan kime sorsanız her halde bu dünyada fazla yaşamadan doğrudan cennete gitmiş olmayı tercih edecektir. Devamını Oku »

bilinçli tatma

Nisan 27th, 2012

Çok bilinçsiz, düşünmeden, robot gibi yiyoruz. Lezzet yaşanmaz ve deneyimlenmezse, yalnızca kendini dolduruyorsun demektir. Yavaş git ve tadın farkında ol. Yiyecekleri sadece yutma. Telaşsız bir şekilde tatlarına bak, tat ol. Tatlıyı hissettiğinde, o tatlılık ol. O zaman o tat bütün bedende hissedilebilir. Yalnızca ağızda, dilde değil, dalgalar halinde bütün bedende hissedilebilir.

Her ne yiyorsan, tadını hisset ve tat ol. Tat olmadan, duyuların cansızlaşacak. Giderek daha az duyarlı olacak. Duyarlılık azaldığında bedenini hissedemeyeceksin, duygularını hissedemeyeceksin. O zaman sadece kafada merkezlenmiş olarak kalacaksın.

Su içerken serinliği hisset. Gözlerini kapat, suyu yavaş iç, tadını al. Serinliği hisset, o serinlik olduğunu hisset, çünkü serinlik sudan sana geçiyor, bedeninin bir parçası oluyor. Ağzın suya değiyor, dilin suya değiyor ve serinlik aktarılıyor. Bunun bedeninin bütününe olmasına izin ver. Dalgalarının yayılmasına izin ver, bütün bedeninde bir serinlik hissedeceksin. Bu yolla duyarlılığın gelişebilir, daha canlı ve daha tamamlanmış olabilirsin.

OSHO

OSHO- Sevgi ender açan bir çiçektir

Nisan 27th, 2012

Sevgi çok nadirdir. Bir insanın gönlüne ulaşmak büyük bir devrim yaşamaktır; çünkü eğer bir insanın gönlüne ulaşmak istiyorsan, o kişiye de senin gönlüne ulaşma olanağını sunman gerekir. O zaman savunmasız olursun, tamamen açılır ve korunmasız kalırsın.
Bu risklidir. Bir başkasının gönlüne ulaşmasına izin vermen riskli ve tehlikelidir çünkü o kişinin sana ne yapacağını bilemezsin. Bütün sırlarını öğrendikten, bütün gizlediklerin açığa çıktıktan, kendini tamamen açığa çıkarttıktan sonra diğer insanın ne yapacağını asla bilemezsin. Korku oradadır. Zaten o yüzden kendimizi hiç açmayız.

Sadece tanışıklık olan bir şeyi sevginin gerçekleşmesi gibi yorumlarız. Çeperler buluşur ve biz tanıştığımızı zannederiz. Sen çeperin değilsin. Aslında çeper senin bittiğin sınırdır, sadece etrafında oluşmuş olan çittir. Devamını Oku »

İnsanı YORGUN düşüren 11 enerji düşmanı

Nisan 26th, 2012

İnsanı yorgun düşüren 11 enerji dusmani Cep telefonu, floresan ışık, küf gibi etkenler enerjimizden çalıyorlar.

Bilim adamları, kronik yorgunluk ile tüm bu etkenler arasında şaşılacak bağlantılar olduğunu tespit ettiler. Seninle dergisi bu konuyu yeni sayısında sayfalara taşıdı.

1- Derin uykuda bizi rahatsız edenler
Gürültü stres yaratır ve stres tansiyonu yükseltir. Sonuçta sürekli halsiz ve uykulu oluruz. Bunun için size önerimiz, yatak odanızdan saat gibi ses çıkarabilecek tüm eşyaları kaldırmanız olacaktır. Devamını Oku »

SEVDİĞİNİZ KİŞİ İLE TELEPATİ KURMAK

Nisan 23rd, 2012

Herkes her an bir şeyler düşünür. İnsanın aklından neler geçmez ki. Hiç kimse de diğerinin farkında değildir. İşte bütün bu düşünceler, aklımızdan geçenler, çevreye sürekli yayın yapan bir radyo istasyonu gibi olmamızı sağlar. Eğer karşınızdakinin hangi dalga boyunda düşüncelerini yaydığını anlarsanız, onları yakalamak işten bile değildir.

Şu sırada İstanbul Radyosu’nun müzik programını dinleyeniniz var mı? Nasıl duyuyorsunuz o yayını? Elbette yakınınızda bir radyo olmalı. Radyonuz zaten bu yayınlara göre imal edilmiş, başka tür bir yayını isteseniz de alamaz. Devamını Oku »

Diğerleri hakkındaki acımasız eleştirileriniz, kendiniz hakkında kabul etmeniz gerekenlerdir.

Nisan 22nd, 2012

Aynada gördüğunüz her şey hoşunuza gitmeyebilir,fakat aynaya bakıp kendinizle ilgili her şeyi kabul edene kadar, istediğiniz hiçbir değişikliği gerçekleştiremezsiniz…
Eğer birine bakıp “O öfkeli ve ben bundan hoşlanmıyorum” derseniz, bunun nedeni, kendi öfkenizden hoşlanmamanız olabilir mi?
Eğer birine bakıp, “Korkak, keşke yapabilse” diyorsanız, bu, sizin başka şeyden korkmanızdan, ya da bir şeyi “Keşke yapsaydım” demenizden kaynaklanıyor olabilir mi?
Diğer insanları suçlamanın bize faydası yoktur…Başka insanların eylemleri ve bizim bu eylemlerle ilgili yargılarımız vardır…
Eğer dosdoğru yargıya bakabilirsek, kendimizle ilgili benzer yargılara ulaşırız…Diğerleri hakkındaki acımasız eleştirileriniz, kendiniz hakkında kabul etmeniz gerekenlerdir.
Bunu yapabilir misiniz?
Diğerlerine verdiğiniz tüm öğütlerin sonunda, gideceği tek bir yer vardır;
SİZ…
(Peter MC.Williams)

Karbonatlı su ile kanserin tedavisi mümkün mü? Neden olmasın?

Nisan 20th, 2012
Bu da nesi dediniz biliyorum başlığı görünce. Birkaç gündür kafamı kurcalıyor bu konu. Facebook’ta gördüğüm bir paylaşım, araştırmacı ruhumu depreştirdi. Kemal Milar adlı bir bey derlemiş bu konuyu. Kendisinin sayfasına Facebook’tan ulaşabilirsiniz. Kanserin asıl sebebi mantarlarmış, yok etmek için günde birkaç çay kaşığı karbonatla hazırlanmış su içmek yeterliymiş. Bu konuyu derin derin yazmaya sayfalar yetmez. Son yıllarda kanserli bir yakını olmayan ya da kanserden yakınını kaybetmeyen yok malesef. Madem gördüm, araştırdım, inandım, o zaman paylaşmalıyım dedim. Kanserli yakını olanlar mutlaka ellerinden geleni yapıyorlardır eminim. 4 yıl önce babam kansere yakalandığında ağlayarak her şeyi araştırmıştım. Devamını Oku »

Beyine Zarar Veren Alışkanlıklar ;

Nisan 19th, 2012

1. Kahvaltı etmemek:
Kahvaltı etmeyen kişiler, düşük bir kan şekeri seviyesine sahip olur. Bu durum beyin için yetersiz besin tedarik edilmesine ve sonunda beyin dejenerasyonuna yol açar.
2 . Aşırı ısınma:
Beyin arterlerinin sertleşmesine neden olarak, zihin gücünün azalmasına yol açar.
3. Sigara içmek:
Çoklu beyin büzülmesine neden olur ve Alzheimer hastalığına yol açabilir.
4. Yüksek şeker tüketimi:
Çok fazla şeker proteinlerin ve besinlerin emilmesini durdurur, dengesiz beslenmeye neden olur ve beynin gelişmesine engel olabilir.
5. Hava kirlenmesi:
Beyin vücudumuzda en çok oksijen tüketen organdır. Kirli havanın teneffüs edilmesi, beyne giden oksijeni azaltır ve beynin veriminde düşüş yaratır. Devamını Oku »

Nefes Darlığını İyileştirmek İçin Solunum Egzersizleri…

Nisan 19th, 2012

Nefes darlığı rahatsızlıklarında yaşam kalitesini artırıcı teknikler

* Öne eğilerek nefes alma
* Kaburgalar arası kasların eğitimi
* Gevşeme
* Diyafram solunumu
* Büzük dudak solunumu

Nefes darlığı yoğunluğu değişen farklı içerikte duyumlardan oluşur. Pek çok fizyolojik, psikolojik, sosyal ve çevresel faktörlerin etkileşimi ile ortaya çıkar ve ikincil psikolojik ve davranışsal sorunlara yol açar. Solunum kas fonksiyonlarının iyileştirilmesi için kas eğitimi ve öne eğilme pozisyonu kullanılır. Nefes darlığı hastalarının diyaframı artmış yüke uyum sağlar ve yorgunluğa karşı direnç kazanır. Devamını Oku »